<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>furkanyurt.com</title>
	<atom:link href="http://www.furkanyurt.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.furkanyurt.com</link>
	<description>furkanyurt.com</description>
	<lastBuildDate>Sat, 31 Dec 2011 14:55:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>KADERİN KÖŞE TAŞLARI</title>
		<link>http://www.furkanyurt.com/archives/1065</link>
		<comments>http://www.furkanyurt.com/archives/1065#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Dec 2011 14:40:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Furkan Yurt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[İbretlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.furkanyurt.com/?p=1065</guid>
		<description><![CDATA[Yıllar önce genç bir otobüs muavini, eline geçen bir miktar parayı cebine koyup, yüreği pır pır ederek memleketinden İstanbul’a doğru yola koyulmuştu&#8230; Heyecanlıydı, yıllardır muavin olarak çalıştığı otobüslerde kaptan koltuğunda oturmanın hayalini kuruyor, gözüne uyku girmiyordu. Yanındaki yaşlı adam &#8220;merhaba&#8221; diyerek ona selam vermese, koltuk komşusunun farkına bile varmayacaktı. Muhabbeti koyultmakta gecikmediler. Genç muavin bir otobüs almak istediğini anlatıyor, İstanbul’da çok uygun fiyata bulabileceği konusunda sağdan soldan duyduklarını aktarıyordu. Yaşlı adam bir süre sonra dayanamadı &#8220;ne kadar paran var&#8221; diye &#8230; <a href="http://www.furkanyurt.com/archives/1065">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yıllar önce genç bir otobüs muavini, eline geçen bir miktar parayı cebine koyup, yüreği pır pır ederek memleketinden İstanbul’a doğru yola koyulmuştu&#8230;<span id="more-1065"></span></p>
<p>Heyecanlıydı, yıllardır muavin olarak çalıştığı otobüslerde kaptan koltuğunda oturmanın hayalini kuruyor, gözüne uyku girmiyordu. Yanındaki yaşlı adam &#8220;merhaba&#8221; diyerek ona selam vermese, koltuk komşusunun farkına bile varmayacaktı. Muhabbeti koyultmakta gecikmediler. Genç muavin bir otobüs almak istediğini anlatıyor, İstanbul’da çok uygun fiyata bulabileceği konusunda sağdan soldan duyduklarını aktarıyordu. Yaşlı adam bir süre sonra dayanamadı &#8220;ne kadar paran var&#8221; diye sordu muavine. Muavin cebindeki parayı söyleyince yaşlı adamın yüzünden bir anlık bir gülümseme geçti. &#8220;Bu kadar parayla kimse sana otobüs filan vermez&#8221; dedi.</p>
<p>Muavin bir an bozulsa da çok belli etmedi. &#8220;Sıfır araç almaya niyetim yok zaten, cebimdekini veririm, senet imzalarım, çalışır öderim gerisini&#8221; dedi. Yaşlı adam sesini çıkartmadı ama koskoca İstanbul’da bu taşralı genç adama kimsenin bu şekilde bir şey satmayacağını çok iyi biliyordu. Dahası, muhtemelen elindeki üç beş kuruşu da çarpacaktı biri.</p>
<p>Otobüs İstanbul’a yaklaşınca yanındaki gence dönüp &#8220;kalacak yerin var mı İstanbul&#8217;da&#8221; diye sordu. Muavin &#8220;yok&#8221; dedi, &#8220;ama fark etmez, kalırım bir otelde&#8221;</p>
<p>&#8220;İstersen bu gece bize misafir ol&#8221; diye teklif etti yaşlı adam. Muavinin cebindeki para kısıtlıydı ve naz edip kibarlık yapacak hali yoktu. İtirazsız kabul etti teklifi.</p>
<p>İstanbul’a vardıklarında büyük bir sürpriz bekliyordu genç muavini. Otobüsten inince yaşlı adam onu garajın dışına doğru çıkartarak orada kendilerini bekleyen son model siyah bir arabaya bindirdi. Aracı bir şoför kullanıyordu. Bu araba muavinin hayalini kurduğu otobüsten çok daha pahalıydı. Genç adam şaşkınlıktan yol boyunca hemen hemen hiç konuşmadı. Araba ana yoldan bir yan yola saparak ilerledi. Çok büyük bir çiftliğe vardıklarında artık şaşkınlığını gizleyemez durumdaydı, yanındaki yaşlı adama dönüp &#8220;sen kimsin abi&#8221; diye sordu.</p>
<p>Yaşlı adam ona, birlikte seyahat ettikleri otobüs firmasının sahibi olduğunu, zaman zaman bu şekilde otobüslerde seyahat ettiğini ve otobüslerin durumunu gözlediğini anlattı. &#8220;Şimdi&#8221;dedi, &#8220;seni buraya getirdim, çünkü seni sevdim. Dürüst çocuksun belli. Yarın sana kullanılmış ama temiz durumda bir otobüs ayarlamalarını söyleyeceğim. Alıp, memleketine gideceksin ve kazandıkça bana gelip ödeme yapacaksın. Anlaştık mı?&#8221; Genç adama piyango çıksa bu kadar sevinmezdi herhalde.</p>
<p>Bu, yaşanmış bir olaydır. Ülke çapında meşhur olmasa da sayamayacak kadar çok parası olan, şimdi yaşını başını almış, kendini emekli etmiş bir adamın hikayesidir. Bugünkü zenginliğine adım atış hikayesi.</p>
<blockquote><p>Şunu söylemek istiyorum, kısmetin ne zaman nereden geleceği hiç belli olmuyor. Allah&#8217;tan ümitvar olan herkesi bir şekilde bir yerlerde bulabiliyor. Hattâ eğer gelecekse elinizle ittirseniz bile zorla geliyor. Şimdi anlatacağım hikaye de işte böyle kapıdan kovuldukça bacadan giren bir kısmeti anlatıyor.</p></blockquote>
<p>Karadeniz’de bir kasabada, iki çocuklu bir aile&#8230; Bütün hayalleri, başlarını sokacak bir ev alabilmek. Hepsinin nöbetleşe çalıştıkları, gece yarısına kadar açık tutmak zorunda oldukları ufak bir bakkal dükkanları var ama kazançları o kadar az ki karınlarını doyurmaya ancak yetiyor. Buna rağmen ev alma ümitlerini hiç kaybetmiyorlar hatta her geçen gün bu hayale daha sıkı sarılıyorlar. Anne, boş zamanlarında kendi evlerini süsleyecek danteller örüp, bohçalıyor.</p>
<p>Baba oğulun markette çalıştıkları bir akşam anne kız televizyonda yeni başlayan bir yarışma programını izliyorlar. Verilen bir telefon numarasını arayarak, sorulan soruyu bilenlerin para ödülü kazandıklarını gören ana kız, programı aramaya karar veriyorlar. Kadın, karşısına çıkan telefon kayıt sistemine, söylenenleri yaparak, ismini ve telefon numarasını bırakıyor. Ertesi gün günlük hayatlarına dönen aile, programı aradıklarını bir müddet sonra unutuyorlar. Aradan bir iki ay geçiyor.</p>
<p>O sıralarda ev telefonlarına musallat olan bir telefon sapığı gece gündüz demeden aileyi tâciz ediyor. Saçma sapan konuşan bir adam ailenin sinirlerini bozacak türden şeyler söyleyerek, telefonu açanın sinirlerini germeyi başarıp da telefon yüzüne kapanana kadar konuşmaya devam ediyor. Telefon tacizinin sıklaştığı günlerden birinde evin hanımı evde yalnız&#8230; Sabahtan beri belki beşinci defadır arayan tâcizcinin telefonunu yüzüne kapatalı henüz birkaç dakika olmuş ki telefon yeniden çalıyor.</p>
<p>Kadın içinden söylenerek telefonu açıyor ve karşısındakinin konuşmasına fırsat vermeden &#8220;ne istiyorsun kardeşim bizden, ne alıp veremediğin var, söyle de sen de kurtul biz de kurtulalım&#8221; diye bağırıyor. Bir anlık sessizlikten sonra karşı taraf hafif tedirgin bir sesle &#8220;merhaba, biz filanca TV yarışmasından arıyoruz&#8221; diyor. Tabii ki inanmıyor kadın, sayıyor, döküyor ve telefonu kapatıyor. Karşı taraf yılmıyor, bir defa daha arıyor ama bu sefer işittiği azar diğerinden daha sert oluyor.</p>
<p>Uzatmayayım, sanırım dört beş defa arıyorlar bu şekilde ve en sonunda telefonu evin kızının açmasıyla gerçek anlaşılıyor. Gelecek hafta bir gün canlı yayında aranacaklarını böylece öğreniyorlar. Canlı yayında sadece bir tek soru soruyorlar ve cevabı bilen aileye hatırı sayılır bir para ödülü veriyorlar. Vergilerden sonra ellerine geçen parayla bir ev, bir araba almışlar, bir miktar para da ellerine kalmış.</p>
<p>Ailenin çocuklarından biri anlattı bunları. &#8220;Bir mucize olmuştu ve annemin hayalleri gerçek olmuştu&#8221; diyordu. Ona göre mucizeyi annesi çağırmıştı.</p>
<blockquote>
<h3>Peki, gerçekten mucizeler çağırınca gelirler mi?<br />
Eskiden okuduğum bir kitapta şöyle bir bölüm vardı:</h3>
</blockquote>
<p>Büyük bir define bulan adama soruyorlar: &#8220;nasıl buldun?&#8221;</p>
<p>&#8220;Sabah kasabaya yoldan değil de ormandan gideyim dedim, çok güzel, rengarenk bir kuş gördüm, süzüldü ve bir kayanın dibindeki sık çalıların arasına girdi, merak ettim, yüzüm gözüm yara bere içinde kaldı ama çalıların arkasında küçük bir mağara gördüm, kuşun yuvası orası herhalde diye girdim ve işte, hazineyi öyle buldum&#8221; diye anlatıyor adam.</p>
<p>Sohbetin ilerleyen dakikalarında anlıyorlar ki adamın kasabaya ormandan giderken kullanabileceği birkaç patika var. O sabah, alt patikayı tercih etmiş ve o rengârenk kuşu görmüş.</p>
<p>Peki, ya talihli adam o sabah, alt patika yerine diğer patikalardan birinden veya normal yoldan gitseydi ne olacaktı? O kuşu görmeyecek miydi?</p>
<p>Bence görecekti. Eğer adam diğer bir yoldan gitseydi kuş da oradan geçecek, adam da illa ki merak edip peşinden gidecekti. Bu, tesadüf değildi, planlanmıştı; o yolda yahut bu yolda, mutlaka karşılaşacaklardı.</p>
<p>Ben bunlara “kaderin köşe taşları” diyorum. Bazen, kısmet sokağına bir dönüş yapıyor, bazen dolambaçlı imtihan yollarına giriyor, bazen de kimbilir başka ne tür güzelliklerle dolu, huzurlu veya neş&#8217;eli patikalara sapıveriyor. Ve en nihayetinde bütün yollar, yolların Sahibi olan o Rahman&#8217;a varıyor.</p>
<p>Bu konuda kesin bildiğim bir şey daha var; Allah&#8217;tan ümidini kesenlerin kaderi, kolay kolay iyiye evrilmiyor..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.furkanyurt.com/archives/1065/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>kaderin köşe taşları</title>
		<link>http://www.furkanyurt.com/archives/1059</link>
		<comments>http://www.furkanyurt.com/archives/1059#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Dec 2011 14:33:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Furkan Yurt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Slider]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.furkanyurt.com/?p=1059</guid>
		<description><![CDATA[&#160; &#8220;KADERİN KÖŞE TAŞLARI&#8221; Yıllar önce genç bir otobüs muavini eline geçen bir miktar parayı cebine koyup, yüreği pır pır ederek memleketinden İstanbul’a doğru yola koyulmuştu. &#160;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<h3>&#8220;KADERİN KÖŞE TAŞLARI&#8221;</h3>
<address>Yıllar önce genç bir otobüs muavini eline geçen bir miktar parayı cebine koyup, yüreği pır pır ederek memleketinden İstanbul’a doğru yola koyulmuştu.</address>
<p>&nbsp;<br />
<code><a class="button" href="http://www.furkanyurt.com/archives/1065 ">Kaderin köşe taşları...</a></code></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.furkanyurt.com/archives/1059/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUK EĞİTİMİ Mİ ANNE BABA EĞİTİMİ Mİ</title>
		<link>http://www.furkanyurt.com/archives/1046</link>
		<comments>http://www.furkanyurt.com/archives/1046#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Dec 2011 19:18:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Furkan Yurt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.furkanyurt.com/?p=1046</guid>
		<description><![CDATA[Hemen hemen hepimiz, seçip seçmeme söz konusu olmadan, yetenekli olup olmadığımız soruşturulmadan, ön hazırlıksız, kurs-test almaksızın ve sınavlara dahi katılmadan yaşamımızın aşağı yukarı 20 yılını anne-baba mesleğinde geçirmekteyiz. Anne-babalıkta çocuğu beslemek, giydirmek, sağlığını korumak ve onu okula gönderebilmek, iyi bir ebeveyn olmak için yeterli değildir. Günümüz çağdaş dünyası kişiliğini, zekasını ve yeteneklerini de geliştirmiş, kendine güveni olan bireyler aramaktadır. Eğitim sadece okulların sağladığı bir avantaj değildir. Gerçek eğitim evde alınan eğitimdir. Bu da sadece yanlışların düzeltilmesi, öğütlerde bulunmak, uyarmak anlamına &#8230; <a href="http://www.furkanyurt.com/archives/1046">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hemen hemen hepimiz, seçip seçmeme söz konusu olmadan, yetenekli olup olmadığımız soruşturulmadan, ön hazırlıksız, kurs-test almaksızın ve sınavlara dahi katılmadan yaşamımızın aşağı yukarı 20 yılını anne-baba mesleğinde geçirmekteyiz.<span id="more-1046"></span></p>
<p>Anne-babalıkta çocuğu beslemek, giydirmek, sağlığını korumak ve onu okula gönderebilmek, iyi bir ebeveyn olmak için yeterli değildir. Günümüz çağdaş dünyası kişiliğini, zekasını ve yeteneklerini de geliştirmiş, kendine güveni olan bireyler aramaktadır. Eğitim sadece okulların sağladığı bir avantaj değildir. Gerçek eğitim evde alınan eğitimdir. Bu da sadece yanlışların düzeltilmesi, öğütlerde bulunmak, uyarmak anlamına gelmez.</p>
<p>Çocuk eğitmek, yetiştirmek, çocuğun kişiliğinin tüm potansiyelinin gelişebileceği bir ortamı okul dışında ve okulu tamamlayıcı olarak ev içinde sağlamak ve bunun işlevliğini temin etmek demektir. Uçakların uçuşa hazırlandığı havaalanları gibi ev ortamları da çocukların hayata hazırlandıkları yaşama uçuş alanlarıdır.</p>
<p>Çocuk eğitiminin bir bölümünü yuva ve okullar yüklenmişse de, çocuk yaşamının 1/4&#8242;ünü okulda, 3/4&#8242;ünü evde geçirir. Bu açıdan bakıldığında çocukların yetiştirilmesinde anne-babanın rolü çok daha büyük ve önemlidir.</p>
<p>Anne-babalar günün 24 saatini, hem de tatil hakkı bile kullanmadan yaşamlarının 20 yılını bu meslekte geçirirler. Diğer mesleklerde deneme-yanılma uygulanabilir. Ancak anne-babalık mesleğinde deneme-yanılmaların sonucu ne yazık ki çok ciddi sorunlara sebep olmaktadır. Bu nedenle ciddi bir meslektir, eğitim gerektirir. Ayrıca bir sanattır. Geleceğin ve toplumun temel taşları olan en değerli varlıklarımız, çocuklarımız için bu sanatın öğrenilmesi, eğitilmesi gerekliliğine içtenlikle inanıyorum.</p>
<h2>Çağdaş Anne-Baba Eğitimi Neleri Kapsayabilir?</h2>
<h3>1. Yüreklendirme ve Çabaların Takdiri</h3>
<p>Çocuk yapılması gereken ve beklenen davranışlarda bulunduğunda hiç bir tepki gösterilmez, çocuğun böyle yapması normal görülür. Ancak yaptığı en küçük hatada hemen olumsuz tepkiler verirsek hatalı davranmış oluruz. İkaz ve tepkilerin işlevliği ancak olumlu davranışlara da gösterilirse geçerli olur. Olumsuz davranışlara verilen olumsuz tepkiler üzerine kurulu eğitim sisteminde çocuk kişilik ve yeteneklerini geliştirme olanağı bulamadığı gibi girişimciliğini de yitirir.</p>
<h3>2. Olumlu Pekiştirme</h3>
<p>Biz canlılar hazza yöneliğizdir, hoşumuza gidenleri tekrar duymak, yaşamak isteriz. Aferin, ne güzel olmuşun, sihirli bir etkisi vardır. İşte davranış mühendisliği denilen bilim dalı haz ve acı ilkesi üzerine kurulmuştur. Haz durumuna yaklaşır (yemek, okşamak, yakınlık, güzel söz) acı durumundan kaçarız (kötü söz, bağırma, acı verme, dayak, ceza).</p>
<p>Olumlu davranışı tekrarlatmanın, kalıcı olmasının en iyi yolu, o davranış görüldüğünde hemen olumlu tepki göstererek, davranışı pekiştirmektir. Aferin, çok iyi olmuş, çok hoşuma gitti gibi sözler hem davranışı tekrarlatmak için bir garanti, hem de aile içi sağlıklı iletişimin kaynağıdır. Bunlar zaten böyle olmalı deyip, tepki vermemek bir eğitim eksikliğidir.</p>
<p>Davranış mühendisliğinin diğer bir yöntemi kademeli yaklaşımlardır. İstenilen davranış yaklaşık olarak istenilene yakın hale geldiği zaman, anında olumlu pekiştirme yapılarak çabası yüreklendirilir. Örneğin; çocuk tabağındaki yemeğinin yarısını hiç uyarılmadan yedi, bitiremedi. Olumlu tepki, bugün yemeğinin yarısını ben söylemeden yedin, çok memnunum, şeklindedir. Çocuğun gayreti fark edilmiştir, yüreklendirilmiştir, pekiştirilmiştir. Böylece çocuk bu davranışı daha sık gösterir. Kademeli yaklaşmalar, davranış istenen kıvamda olmasa bile olumlu pekiştirme göstermek veya çabayı fark ettiğinizi göstermektir.</p>
<h3>3. Örnek Olmak</h3>
<p>Eğitimin diğer bir güçlü öğesi de örnek olmaktır. Kızlar annelerini, erkekler babalarını, daha ileri yaşlarda öğretmen, arkadaş veya farklı yetişkinleri örnek alırlar. Ancak toplumumuzda yetişkinler dünyası, söylediğimi yap, yaptığımı yapma ilkesi üzerine kurulmuştur. Anne-baba çocuğunu döver, ancak çocuk kardeşini dövünce çok kızılır. Baba komşuya evde olmadığımı söyle der, ama çocuk yalan söyleyince kızılır, yalan üzerine konuşulur. Çocuğunun küfür ettiğinden yakınan bir anne &#8220;bu geri zekalı da nereden öğreniyor bunları&#8221; demişti bize. Öğütlerden çok istenilen davranışları örnek olarak göstermek güçlü bir yöntemdir.</p>
<h3>4. Çocuğu Dinlemek</h3>
<p>Çağdaş anne-baba eğitimine getirilen yeni bir yöntem de çocuğunu dinleyebilmektir. Bu yetenek kazanılır ve öğrenilir. Çocuğu gerçek dinleme sessizlik, anlayış, empati (kendini çocuğun yerine koyarak, olaya bakabilme yeteneği) ve yorumsuz dinleyebilme yeteneği gerektirir. Çocuğu dinlemek onun isteklerini mutlaka yerine getirmek değildir. Dinlemek o sırada sorunu olduğunu anlatan kişiyi rahatlatmak, anlayabilmek demektir.</p>
<p>Çocuk konuşurken dinlenildiği zaman:<br />
• Konuşma yeteneği, kelime hazinesi gelişir, kendini rahatlıkla ifade eder.<br />
• Çocuk derdini ve sorununu davranışla göstermek yerine (saldırganlık, ağlama, huysuzluk) sözle ifade ederek rahatlar.<br />
• Anlaşıldığını hisseden çocuk kendini daha huzurlu ve güvenli hissettiği gibi, sorunlarını konuşarak halleder.<br />
• Çocukla anne-baba arasında bir yakınlık doğar, çocuk onlara danışır, diyalog doğar.<br />
• Söyledikleri dinlenen çocuk da, anne-babasını dinlemeye başlar.</p>
<h3>
5. Yıkıcı Kızgınlık İfadesinden Yapıcı Kızgınlığa</h3>
<p>Kızgınlığın yapıcı ve olumlu ifadesi, öğrenilmesi şart olan çok önemli bir yaklaşımdır. Yıkıcı kızgınlığın davranış ifadesi dayak, sözel ifadesi de sözle yaralamaktır. Kızgınlık genellikle SEN sıfatı ile dile getirilir. &#8220;SEN NE BİÇİM ÇOCUKSUN&#8221; gibi.</p>
<p>Çağdaş anne-baba eğitiminde SEN yerine BEN kullanılır. BEN ile ifade edilen olumsuz duygular &#8220;söylediklerime bu şekilde cevap verdiğin zaman çok kırılıyorum&#8221; gibi bir konuşma çocuğu savunucuğa itmediği gibi, anne-babasının duygularını daha iyi anlamasına, onları üzmemek için davranışını değiştirmesine neden olur. Ben dili ile ifade edilen yapıcı kızgınlıktaki çatışmalar çözülerek aile içi iletişim daha sağlıklı ve değerli olur. Sosyal bilimlerin ilerlemesi sonucunda insan ilişkilerinde yararları geçerlilikleri saptanan bu yöntemler aile içinde de her kişinin kullanabileceği uygulamalara dönüşmüştür. Geleneksel katı yaklaşımların, kişilik gelişmesine zararları saptanmıştır. Zira çocuğumuzu yetiştirmek ve eğitmek, aslında kendimizi eğitmek ve yetiştirmek demektir.</p>
<blockquote><p>Sizin diye bildiğiniz evlatlar gerçekte sizin değildirler,<br />
Onlar kendilerini özleyen Hayatın oğulları ve kızlarıdırlar,<br />
Sizler aracılığıyla dünyaya gelmişlerdir ama sizden değildirler,<br />
Sizlerin yanındadırlar ama sizlerin malı değildirler,<br />
Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi asla,<br />
Çünkü onların kendi düşünceleri vardır,<br />
Onların bedenlerini barındırabilirsiniz ama Ruhlarını asla,<br />
Çünkü onların Ruhları geleceğin sarayında oturur,<br />
Ve sizler düşlerinizde bile orayı ziyaret edemezsiniz,<br />
Kendinizi onlara benzetmeye çalışabilirsiniz,<br />
Ama onları kendinize benzetmeye çalışmayın hiç,<br />
Çünkü Hayat ne geriye gider ne de geçmişle ilgilenir&#8230;</p>
<p>Sizler,evlatların birer canlı ok gibi fırlatıldıkları yaylarsınız,<br />
Yayı gerenin elinde seve seve bükülün&#8230;<br />
Çünkü oku atan O güç, uzaklaşan okları sevdiği kadar,<br />
Elindeki sağlam yayı da sever&#8230;.</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.furkanyurt.com/archives/1046/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUK EĞİTİMİ Mİ ANNE BABA EĞİTİMİ Mİ</title>
		<link>http://www.furkanyurt.com/archives/1038</link>
		<comments>http://www.furkanyurt.com/archives/1038#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Dec 2011 19:11:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Furkan Yurt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Slider]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.furkanyurt.com/?p=1038</guid>
		<description><![CDATA[&#160; &#8220;ÇOCUK EĞİTİMİ Mİ ANNE BABA EĞİTİMİ Mİ&#8230;?&#8221; Çocuk eğitiminin bir bölümünü yuva ve okullar yüklenmişse de, çocuk yaşamının 1/4&#8242;ünü okulda, 3/4&#8242;ünü evde geçirir. Bu açıdan bakıldığında çocukların yetiştirilmesinde anne-babanın rolü çok daha büyük ve önemlidir&#8230; &#160;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<h3>&#8220;ÇOCUK EĞİTİMİ Mİ ANNE BABA EĞİTİMİ Mİ&#8230;?&#8221;</h3>
<address>Çocuk eğitiminin bir bölümünü yuva ve okullar yüklenmişse de, çocuk yaşamının 1/4&#8242;ünü okulda, 3/4&#8242;ünü evde geçirir.<br />
Bu açıdan bakıldığında çocukların yetiştirilmesinde anne-babanın rolü çok daha büyük ve önemlidir&#8230;</address>
<p>&nbsp;<br />
<code><a class="button" href="http://www.furkanyurt.com/archives/1046 ">Aİle...</a></code></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.furkanyurt.com/archives/1038/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Hayat yalnİz bİz İzİn verdİgİmİz gİbİ geçer&#8230;&#8221;</title>
		<link>http://www.furkanyurt.com/archives/1020</link>
		<comments>http://www.furkanyurt.com/archives/1020#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov 2011 21:21:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Furkan Yurt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[İbretlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.furkanyurt.com/?p=1020</guid>
		<description><![CDATA[Meksika’da Inka tapinaklarina çikmak isteyen Avrupali bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dagin tepesindeki tapinaklara giden uzun yolu, kisa bir sürede yariliyorlar. Ayni hizla tempoyla biraz daha yol aldiktan sonra, yerliler kendi aralarinda konusup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye basliyorlar. Tabii Avrupali arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar&#8230; Saatler sonra, yerliler kendi aralarinda konusup tekrar yola koyuluyor ve sonunda tepenin üstündeki görkemli Inka tapinaklarina geliyorlar. Arkeologlardan biri, yasli rehbere soruyor; “hiç anlayamadim, niye yolun ortasina oturup saatlerce yok &#8230; <a href="http://www.furkanyurt.com/archives/1020">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Meksika’da Inka tapinaklarina çikmak isteyen Avrupali bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dagin tepesindeki tapinaklara giden uzun yolu, kisa bir sürede yariliyorlar. Ayni hizla tempoyla biraz daha yol aldiktan sonra, yerliler kendi aralarinda konusup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye basliyorlar. Tabii Avrupali arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar&#8230;<span id="more-1020"></span></p>
<p>Saatler sonra, yerliler kendi aralarinda konusup tekrar yola koyuluyor ve sonunda tepenin üstündeki görkemli Inka tapinaklarina geliyorlar.</p>
<p>Arkeologlardan biri, yasli rehbere soruyor; <b>“hiç anlayamadim, niye yolun ortasina oturup saatlerce<br />
yok yere bekledik? “</b></p>
<p>Yasli rehberin cevabi o kadar güzel ki; <strong>“çok kisa sürede çok hizli yol aldik, ruhlarimiz bizden çok uzakta kaldi. Oturup ruhlarimizin bize yetismesini bekledik&#8230;”</strong></p>
<p>Niye içimiz de hep bir eksiklik duygusuyla yasadigimizi, niye mutlu olmayi beceremedigimizi, niye kendimiz olmayi basaramadigimizi ve “niye” ile baslayan daha bir dolu sorunun cevabini açikça veriyor Inkalar’in yasli torunu.</p>
<p>Çünkü bu aptal hayat içinde o kadar hizla yol aliyoruz ki, ruhumuz çok arkada kaldi, hatta onu nerelerde unuttugumuzu bile hatirlayamiyoruz. Çocugunu kaybeden annelerin çilginliginda bir saga bir sola saldiriyoruz hepimiz, ama bir farkla, biz neyi aradigimizi bile bilmiyoruz&#8230; Herkes bir arayis içinde, ama hiç kimse ne aradigini bilmiyor. Saniyoruz ki cok paramiz, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamiz olunca biz de çok mutlu olacagiz.</p>
<p>Hadi maddeciligi bir kenara birakalim; niye herkes asktan sikayetçi? Çevremiz de kaç kisinin ask hayati iyi gidiyor? Eminim parmakla sayilacak kadar azdir. Ve eminim hic kimse yanlisin nerede oldugunu da bulamiyordur. Ben ten uyusmasi kadar ruh uyusmasinin önemine inanirim. Hatta insanlarin es ruhlarinin olduguna bile inanirim. Ama ruhlari olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyusabilir ki?</p>
<p>Evet, önce göz görür fakat ancak ruh sever. Ayrica ruhumuz olmadan es ruhumuzu bulmak gibi bir sansimiz olmadigina da eminim&#8230; Iste bu yüzden icimiz de sürekli bir eksiklik duygusuyla yasiyoruz hepimiz. Iste bu yüzden sürekli duvarlara çarpip,çarpip kendimizi kanatiyoruz ve iste bu yüzden mutlulugu bir türlü yakalayamiyoruz&#8230; Gerçekte hIz çaginda yasiyoruz. Her sey o kadar hizli geçiyor ki, ne ise , ne arkadaslarimiza, ne ailemize, ne çocugumuza, ne kendimize yeterince vaktimiz kalmiyor. Akrep ve yelkovanla yaris halindeyiz. Bu yüzden bütün iliskiler yarim yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük. Sevmeye bile vaktimiz yok bizim. Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasiyla yararlaniyoruz. Ne çamasir yikiyoruz ne de bulasik, çayimizi kahvemizi makineler yapiyor. Islerimizi bir telefon, bir faksla hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanin bir ucuna tasiyor. Hatta artik gitmeye bile gerek yok, internetle dünya elimizin altinda. Ama yine de vaktimiz yok iste!</p>
<p><strong>Bence doganin kara bir laneti bu. Biz ondan uzaklastikça, o da bizden bütün zamanlari çaliyor. Milan Kundera “yavaslik” adli kitabinda; ”yavaslik hep aldatir, hizlilik ise unutturur” diyor.</strong></p>
<p>Telefon hizlilik mesela, konusulanlari, söylenenleri unutturur. Mektupsa yavaslik, hep vardir ve hep hatirlatir. Ben kendi adima her zaman yavasliktan yanayim. Mesela uçaklardan hiç hoslanmam, yeni bir sehre, yeni bir iklime hazirlanmaya, hatta hayal kurmaya bile vakit birakmiyor bana ”Küt” diye baska bir hayatin içine giriveriyorum. Ve en kötüsü de dönüsler, daha ayriligin hüznünü bile yasamadan Istanbul’da olmak sahiden de cok tatsiz. Tabii ki ruhumun beni terk edip oralarda kalmasi da cok normal. Oysa trenler karanlik geceyi yirtan keskin düdügü, uykuda olanlara yolculuk düsleri gösteren kara trenler&#8230; Daglari bölen, nehirlerle yarisan, köprülerden geçen, agaçlari selamlayan, cocuklara el sallayan, güne bakanlara göz süzen, geçmisin hüznünü, gelecegin umudunu yasatan, yolcularina yepyeni dostluklar hazirlayan kara trenler var bir de.</p>
<p>Uçak degil, tren olmak istiyorum. Böylece ruhum benden hiç ayrilmaz. Evet freni patlamis kamyon gibi yasamanin hiç anlami yok. Ayagimizi gazdan yavas yavas çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetismesini bekleyelim artik. </p>
<p><strong>Aceleye ne gerek var?</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.furkanyurt.com/archives/1020/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayat yalnız bİz İzİn verdİgİmİz gİbİ geçer&#8230;..</title>
		<link>http://www.furkanyurt.com/archives/1015</link>
		<comments>http://www.furkanyurt.com/archives/1015#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov 2011 21:18:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Furkan Yurt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Slider]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.furkanyurt.com/?p=1015</guid>
		<description><![CDATA[&#160; &#8220;Hayat yalnız bİz İzİn verdİğİmİz gİbİ geçer&#8230;&#8221; Meksika’da Inka tapinaklarina çikmak isteyen Avrupali bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Tempoyla biraz daha yol aldiktan sonra, yerliler kendi aralarinda konusup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye basliyorlar&#8230; &#160;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<h3>&#8220;Hayat yalnız bİz İzİn verdİğİmİz gİbİ geçer&#8230;&#8221;</h3>
<address>Meksika’da Inka tapinaklarina çikmak isteyen Avrupali bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor.</address>
<address>Tempoyla biraz daha yol aldiktan sonra, yerliler kendi aralarinda konusup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye basliyorlar&#8230;</address>
<p>&nbsp;<br />
<code><a class="button" href="http://www.furkanyurt.com/archives/1020 ">Hayat...</a></code></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.furkanyurt.com/archives/1015/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ayna ve Dürüstlük</title>
		<link>http://www.furkanyurt.com/archives/1006</link>
		<comments>http://www.furkanyurt.com/archives/1006#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov 2011 21:00:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Furkan Yurt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.furkanyurt.com/?p=1006</guid>
		<description><![CDATA[Newcastle Üniversitesi profesörlerinden Melissa Bateson, öğretim üyeleri arasındaki iletişimi artırmak için bir dinlenme odası yaptırıyor. Odaya kahve ve çay gibi içecekler koyuyor. Her içeceğin cüzi bir fiyatı var. Öğretim üyelerinden istenen kendi içeceklerini almaları ve parayı da oraya konulan kutuya bırakmaları. Prof. Melissa fiyat listesinin yanına çiçek ve manzara fotoğrafları koyuyor. Belirli haftalarda da iki göz fotoğrafı koyuyor. İki göz fotoğrafı koyduğu haftalarda, ilginç bir şey keşfediyor. O haftalarda para kutusunda tam üç kat daha fazla para birikmiş. İnsanların dürüst &#8230; <a href="http://www.furkanyurt.com/archives/1006">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Newcastle Üniversitesi profesörlerinden Melissa Bateson, öğretim üyeleri arasındaki iletişimi artırmak için bir dinlenme odası yaptırıyor. Odaya kahve ve çay gibi içecekler koyuyor.<span id="more-1006"></span></p>
<p>Her içeceğin cüzi bir fiyatı var. Öğretim üyelerinden istenen kendi içeceklerini almaları ve parayı da oraya konulan kutuya bırakmaları.</p>
<p>Prof. Melissa fiyat listesinin yanına çiçek ve manzara fotoğrafları koyuyor. Belirli haftalarda da iki göz fotoğrafı koyuyor.</p>
<p>İki göz fotoğrafı koyduğu haftalarda, ilginç bir şey keşfediyor.</p>
<p>O haftalarda para kutusunda tam üç kat daha fazla para birikmiş.</p>
<p>İnsanların dürüst olma kaygıları olabilir, ama o anda yakalanmama riski yoksa, dürüst davranmayabilir.</p>
<p>Buradaki iki göz, izleniyor olma hissi yaratıyor ve bir bilinç kazandırıyor. Kişiler daha dürüst davranıyor.</p>
<h2>AYNANIN GÜCÜ</h2>
<p>Tabii izleyen göz insanın kendi gözüyse, sonuç daha da çarpıcı oluyor.</p>
<p>Bir araştırmada çocuklar birer birer odalara alınıyor ve onlara lokum kutuları veriliyor.</p>
<p>Araştırmacı dışarıya çıkıyor ve çıkarken çocuklara “Ben gelinceye kadar lokum yemeyin,” diyor.</p>
<p>Tabii ki bazı çocuklar lokum yiyor ve sorulunca “Yemedim!” diyor.</p>
<p>Buraya kadar sorun yok.</p>
<p>Araştırmacılar aynı deneyi bir kez daha yapıyor ama küçük bir değişiklikle. Odaya bir ayna koyuyor.</p>
<p>Yine çok ilginç bir şey ortaya çıkıyor. Ayna konulduğu zaman çocukların çok daha az yalan söylediği gözlemleniyor.</p>
<p>Çocukların bile aynada kendilerini görmeleri, dürüst davranmalarına sebebiyet veriyor.</p>
<h2>YETİŞKİNLER DE DÜRÜST DAVRANIR</h2>
<p>Başka bir deneyde yetişkinler bir test yapıyor ve yanıtları cevap anahtarına işaretliyor. Daha sonra doğru cevaplar söyleniyor.</p>
<p>Denekler doğru cevapları öğrendikten sonra, onlara cevap anahtarlarını yırtıp atmaları söyleniyor. Yani ne kadar doğru yaptıklarını sadece kendileri biliyor.</p>
<p>Sonra o kişinin beyanına göre doğru yaptığı her soru için belirli bir para ödeniyor.</p>
<p>Yine bu odaya ayna konuyor.</p>
<p>Odaya ayna konulduğu zaman insanların doğru yanıtladığını iddia ettikleri sayı düşüyor.</p>
<p>Demek ki daha dürüst davranıyorlar.</p>
<p>İnsanlar aynaya baktığı zaman kendilerinin farkında oluyor, kendileri ile yüzleşiyor. Hiç kimse kendi yüzüne bakıp, “Evet ben şerefsizim” diyemez. Ayna insanları kendi vicdanları ile tek başına bırakıyor.</p>
<h2>GERÇEK HAYATTA UYGULAMA</h2>
<p>Bir sohbette bu araştırmalardan bahsederken, otel sahibi bir arkadaşım şöyle dedi.</p>
<p>“ Çok doğru! Ben de şöyle bir şey fark ettim. Resepsiyonlara ayna koyduğumuz zaman resepsiyonistler misafirler ile yakından ilgileniyor. Özellikle telefonda konuşurken daha kibar konuşuyorlar. Konuşurken aynada kendilerini görüyorlar kendilerine bir şekil düzen veriyorlar. Daha kibar konuşma çabasına giriyorlar. Ayna onlara ne için orada olduklarını hatırlatıyor.”</p>

<p class="warning"> Türkiye istatistiklere göre en fazla rüşvetin verildiği ülkeler sıralamasında sonda 65. sırada. Okullarda kopya çekmede üst sıralarda.</p>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.furkanyurt.com/archives/1006/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ayna ve Dürüstlük</title>
		<link>http://www.furkanyurt.com/archives/998</link>
		<comments>http://www.furkanyurt.com/archives/998#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov 2011 20:47:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Furkan Yurt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Slider]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.furkanyurt.com/?p=998</guid>
		<description><![CDATA[&#160; &#8220;Ayna ve Dürüstlük&#8221; Newcastle Üniversitesi profesörlerinden Melissa Bateson, öğretim üyeleri arasındaki iletişimi artırmak için bir dinlenme odası yaptırıyor. Odaya kahve, çay gibi içecekler koyuyor ve&#8230; &#160;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<h3>&#8220;Ayna ve Dürüstlük&#8221;</h3>
<address>Newcastle Üniversitesi profesörlerinden Melissa Bateson, öğretim üyeleri arasındaki iletişimi artırmak için bir dinlenme odası yaptırıyor.</address>
<address>Odaya kahve, çay gibi içecekler koyuyor ve&#8230;</address>
<p>&nbsp;<br />
<code><a class="button" href="http://www.furkanyurt.com/archives/1006 ">AYNANIN GÜCÜ </a></code></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.furkanyurt.com/archives/998/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muharrem Ayı Ne Demektİr Anlamı ve Önemİ</title>
		<link>http://www.furkanyurt.com/archives/991</link>
		<comments>http://www.furkanyurt.com/archives/991#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Nov 2011 11:44:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Furkan Yurt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[İslami]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.furkanyurt.com/?p=991</guid>
		<description><![CDATA[Yarın Muharrem ayının ilk günü, hicri yılbaşı. Bu ayın diğer aylar arasında farklı bir yeri var. Çünkü içinde ‘aşure’ gibi önemli bir günü barındırıyor. Bugünde on peygamberine on farklı ikramda bulunan Allah (cc), bizlere de af ve mağfiret için imkânlar sunuyor. &#160; Peki, bu kutlu ayı nasıl değerlendİrmelİ? Asr-ı saadet döneminde sahabeden biri Peygamberimiz’in (sas) yanına gelir ve “Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?” diye sorar. Peygamberimiz, “Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah’ın ayıdır. Bu ayın onuncu &#8230; <a href="http://www.furkanyurt.com/archives/991">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yarın Muharrem ayının ilk günü, hicri yılbaşı. Bu ayın diğer aylar arasında farklı bir yeri var. Çünkü içinde ‘aşure’ gibi önemli bir günü barındırıyor. Bugünde on peygamberine on farklı ikramda bulunan Allah (cc), bizlere de af ve mağfiret için imkânlar sunuyor. <span id="more-991"></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<h3>Peki, bu kutlu ayı nasıl değerlendİrmelİ?</h3>
<p>Asr-ı saadet döneminde sahabeden biri Peygamberimiz’in (sas) yanına gelir ve “Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?” diye sorar. Peygamberimiz, “Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah’ın ayıdır. Bu ayın onuncu gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önceki bir senenin günahlarına kefaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum.” cevabını verir.</p>
<p>Yarın bu mübarek aya giriyoruz. Aynı zamanda hicri takvime göre yeni bir yılın başlangıcı yarın. Hicretin 1433′üncü yılına girilecek. Efendimiz’in Mekke’den Medine’ye hicretini esas alan bugün, İslam tarihinde bir dönüm noktası. Bu mübarek gün, Hz. Ömer zamanında takvim başlangıcı kabul edildi ve 1 Muharrem hicri yılbaşı oldu.</p>
<p>Hicri senenin ilk ayı olan Muharrem‘in 10′u aşure günü. Bu ayın diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, aşure gününün de diğer günler içinde bereketlibir yeri var. Allah katında önemli olduğu Fecr Sûresi’nin ikinci ayetinde, “On geceye yemin olsun.” ifadeleriyle anlatılıyor. Allah (cc), bu gecelere yemin ederek onların bereketini bildiriyor.</p>
<p>Muharrem ayı ve aşure günü, Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da kutsal sayılırdı. Nitekim Peygamberimiz Medine’ye hicret ettikten sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi. Bunun ne orucu olduğunu sordu. Yahudiler, “Bugün Allah’ın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı, Firavun’u boğdurduğu gün. Hz. Musa, şükür olarak bugün oruç tutmuştur.” dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz de, “Biz, Musa’nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz.” buyurdu. O gün oruç tuttu ve tutulmasını da emretti. Ancak ertesi sene Ramazan orucu farz kılınınca isteyenlerin tutmasını söyledi. Peygamberimiz (sas), bu günle ilgili olarak, “Zilhiccenin son günü ve Muharrem’in birinci günü oruç tutan, o yılın tamamında oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur.” buyuruyor.</p>
<h3>Bir gün İkramda bulun, bİr sene kazan</h3>
<p>“Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur.” hadis-i şerifi, bugünlerde tutulan orucun önemini ifade ediyor. Bu hadisin açıklamasını İmam-ı Gazali şöyle yapıyor: “Muharrem ayı hicri senenin başlangıcı. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayandırmak ne güzel olur. Bereketinin devamı daha fazla ümit edilir.” Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam aşure gününe denk getirmemek için, Muharrem’in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye ediliyor.</p>
<p>Bugünde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetler de yaşatılmalı. Herkes, bugünlerin faziletini bildiren hadiseleri hatırlayarak ailesine, akraba ve komşularına ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alır. Peygamberimiz, müminin aile efradına aşure gününde her zamankinden daha çok (fazla külfete girmeden, aile bütçesini zorlamadan) ikramda bulunmasını tavsiye ediyor. Bir hadiste şöyle buyuruyor: “Her kim aşure gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder.”</p>
<p>***</p>
<h4>Şükürler olsun Ehlİ Beyt’İn sonu kesİlmedİ</h4>
<p>Muharrem Ercan (Alevi dedesi): Muharrem ayının onuncu günü Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehadetine denk geldiğinden Aleviler olarak 12 gün oruç tutarız. Bu orucun adı ‘yas orucu’dur. 12. günden sonra İmam Hüseyin’in oğlu Zeynel Abidin sağ kurtulduğu için hem aşure kaynatır hem de kurbanlar keseriz. “Şükürler olsun Ehli Beyt’in sonu kesilmedi.” diye. Kerbela’da İmam Hüseyin’e su verilmediği için su içmiyoruz. Muharrem orucunda 12 gün boyunca su ihtiyacı başka sulu gıdalardan alınıyor ve et yenilmiyor.</p>
<p>***</p>
<h4>On peygambere on İkram</h4>
<p>Bu güne aşure denmesinin sebebi, Arapça “aşûra” kelimesinin onuncu gün anlamına gelmesi. Allah (cc) bu günde, on peygamberine on değişik ikram ve ihsanda bulunuyor:</p>
<p>1. Hz. Musa’nın denizi yarması üzerine Firavun ile ordusu sulara gömüldü.</p>
<p>2. Cudi Dağı’nın üzerine Hz. Nuh gemisini demirledi.</p>
<p>3. Balığın karnından Hz. Yunus, bu günde kurtuldu.</p>
<p>4. Hz. Âdem’in tövbesi kabul edildi.</p>
<p>5. Hz. İsa, aşure günü dünyaya geldi ve o gün semaya yükseldi.</p>
<p>6. Kardeşlerinin attığı kuyudan Hz. Yusuf bu günde çıkarıldı.</p>
<p>7. Hz. Davud’un tövbesi kabul edildi.</p>
<p>8. Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail doğdu.</p>
<p>9. Hz. Yusuf’un hasretinden dolayı gözleri kapanan Hz. Yakub görmeye başladı.</p>
<p>10. Hz. Eyyûb, hastalığından o gün şifaya kavuştu.</p>
<h4>Hİcrİ yılbaşı kutlanmalı mı?</h4>
<p>Prof. Dr. Orhan Çeker (İlahiyatçı): İslâm’da mübarek sayılan zaman dilimleri bellidir. Yılbaşı diye bir zamanın kutlanması ne Kur’an’da ne de sünnette mevcut değil. Çünkü Peygamberimiz zamanında hicret, yılbaşı ilan edilmemişti. Müslüman, her an muhasebe ve kontrol içinde olmalı. Aslında Allah için zamanların birbirinden farkı yok. Ramazan orucunun, miladî takvime göre yılda 11 gün kayarak 36 yılda bir, tüm ayları dolaştığı biliniyor. Demek ki yılın tüm günlerini Ramazanmış gibi geçirmeliyiz. İnsanların, “yeni yılın hayırlı olsun” gibi dileklerde bulunmasının sakıncası yok. İslam’ın kabul etmediği eğlence çeşitlerinden uzak durmamız gerekiyor.</p>
<h4>Takvİm, neden hİcrete göre belİrlendİ?</h4>
<p>Yrd. Doç. Dr. Emanullah Polat (İlahiyatçı): Hicret’in Efendimiz’in hayatında olduğu gibi, İslam ümmetinin hayatında da ehemmiyeti büyük. Hicret, İslâm’ın tahakkümden kurtulup kendi ayakları üstünde durmaya başladığının başlangıç günü ve sembolü. İmanın gereği bir ibadet. Hicret edenlerin Allah katındaki yerleri başka hiçbir varlığa nasip olmadı. Bu kutlu olayın takvim için başlangıç sayılması Hz. Ömer tarafından uygulandı. Hz. Ömer ki; 15 civarında ayet, onun Allah Resulü ile olan istişarelerinde ileri sürdüğü fikirleriyle teyit edildi.</p>
<address>Zaman &#8211; 25 KASIM 2011</address>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.furkanyurt.com/archives/991/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muharrem Ayı Ne Demektir Anlamı ve Önemi</title>
		<link>http://www.furkanyurt.com/archives/986</link>
		<comments>http://www.furkanyurt.com/archives/986#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Nov 2011 11:39:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Furkan Yurt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Slider]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.furkanyurt.com/?p=986</guid>
		<description><![CDATA[&#160; &#8220;Muharrem Ayı Ne Demektİr Anlamı ve Önemİ&#8221; 26 Kasım 2011 Cumartesi günü Muharrem ayına giriyoruz. Bu ayın diğer aylar arasında farklı bir yeri var. Çünkü içinde 10 peygambere 10 ikramın verildiği aşure gibi önemli bir günü barındırıyor. &#160;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<h3>&#8220;Muharrem Ayı Ne Demektİr Anlamı ve Önemİ&#8221;</h3>
<address>26 Kasım 2011 Cumartesi günü Muharrem ayına giriyoruz.<br />
Bu ayın diğer aylar arasında farklı bir yeri var.<br />
Çünkü içinde 10 peygambere 10 ikramın verildiği aşure gibi önemli bir günü barındırıyor.</address>
<p>&nbsp;<br />
<code><a class="button" href="http://www.furkanyurt.com/archives/991 ">Muharrem Ayı</a></code></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.furkanyurt.com/archives/986/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

